Paylaş:
Bildirimler
Tümünü Sil

Football Manager 2014 İnceleme  

  RSS
#Oguz
(@oguz)
Saygın Üye

Football Manager 2014 İnceleme

İzin verirseniz arkadaşlar sizlere kısa bir hikaye anlatmak istiyorum. (Verdiniz mi izin?)
Menajerlik oyunlarının yeri her zaman bende özel olmuştur. Sitemizde yayınlanacak ilk menajerlik incelemesi olacağı için de bu seriye bir saygı duruşu niteliğinde bir yazı yazmak istedim. 

Aslında anlatacağım hikaye benim yaklaşık olarak 12 yıllık menajerlik hatıralarımdan başka bir şey olmayacak. Sizlere menajerlik tarihim boyunca yaşadığım iki olayı anlatacağım. Biri oldukça hüzünlü, diğeri ise oldukça gururlu. Ancak biliyorum ki pek çoğunuz bu hikayelerde kendinizden izler de görecektir. 

Eğer hazırsanız başlayalım.

Not 2: Tabii FM 2014’ten ve yeniliklerinden de bahsedeceğiz. “Bırak şimdi bana masal anlatma, neler var onları söyle?!” diyorsanız öncelikle çok kaba olduğunuzu söylemek istiyorum. Ama madem öyle, sizleri direkt olarak 9. sayfaya alalım.

“Asla öylesine demeyin.”

Henüz 12-13 yaşlarındayım. O yaştaki her çocuk gibi benim de oyunlara karşı bir ilgi ve alakam var. Heroes III günlerimiz, Jazz Jack Rabbit’te attığımız co-op oyunlar (co-op dediysem, aynı klavyeden iki kişi oynamak), yeni çıkan oyunları dergilerden takip etmek ve her hafta sonu Yazıcıoğlu taraflarından bilgisayar parçalarının fiyatlarının sıralandığı kağıtları toplamak gibi hobilerimiz vardı. Sonra bir gün bir şey oldu ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı, olamadı. 

Ne mi oldu? 

CM 01/02 oldu arkadaşlar. (Championship Manager)

Futbolu genel anlamda takip eden bir insanım. Her Türk evladı gibi benim de futbolda söyleyecek birkaç sözüm vardır. Ancak ne derseniz deyin, söylediklerinizde haklı olup olmadığınızı kanıtlayabilmeniz maalesef mümkün değil. Daha doğrusu biz o zaman öyle zannediyorduk. Sonrasında CM’nin varlığından haberdar oldum. Kendisi yanıma geldi ve kulağıma fısıldadı, “Atıp tutuyordun kaç zamandır, kur takımını, yap taktiğini de görelim aslanım!” 

Tabii o zamanlar daha küçüğüm, açıkçası oldukça korktum. Ve doğrusunu söylemek gerekirse CM 01/02 kadar zor bir oyun daha görmedim. Yani Manchester United’ı alıp küme düşme ihtimaliniz bile vardı. Hangi CM veya FM oyununda yaşadınız böyle bir şeyi. (Tabii ki Manchester United’ı küme düşürmedim.) 

Velhasıl kelam, başladım CM oynamaya. Ağırlıklı olarak tek başıma oynasam da ara sıra arkadaşlarımızla aynı lige girip iki takım seçtiğimiz de oluyordu. Tabii dediğim gibi küçüğüz, İngilizcem aşağı yukarı, “Fine, thanks, and you?” seviyesinde. Böyle olunca tamamıyla metin tabanlı bir oyun olan ve Türkçe dil desteğini içerisinde barındırmayan CM’ye alışmam biraz zaman aldı. İçerisinde futbola dayalı terimler barındırmasından dolayı bu alışma sürecini normalden biraz daha hızlı atlattığımı söyleyebilirim. Oyunda herhangi bir maç motoru da olmadığı için akan yazılardan anlayabiliyorduk pozisyonları. Artık hangi yazı çıkınca %100 gol şansına girdiğimi, hangi yazı çıkınca fazla beklentiye girmemem gerektiğini anlayabilecek seviyeye gelmiştim. Birkaç başarılı-başarısız girişimin ardından artık CM’yi kontrolüm altına almaya başlamıştım. O dönemin popüler taktiği 3-5-2’yi iyice benimsemiştim. Bug’lı diyebileceğiniz oyuncuların neredeyse hepsini çözmüştüm. (Evet, doğru tahmin ettiniz süper forvet Tsigalko’dan bahsediyorum). Hangi takıma gitsem ilk olarak Tsigalko’yu daha sonra ise DLRC mevkilerinde oynayabilmesi sebebiyle Shaktar’dan Okoronkwo’yu transfer ederdim. Hem fiyatı oldukça düşüktü, hem de özellikleri ve performansı çok çok iyiydi. Tabii ilerleyen senelerde bu ve bunlara benzer birkaç oyuncunun alınmasının caiz olmadığını öğrenmiştim. Bu oyuncularla ile kazanılan başarılara kimse başarı gözüyle bakmıyordu. Hele bir de iki kişi oynarken bu oyuncuları almak gibi bir gaflete düşerseniz hızlıca oyunun kapanıp, yumruklaşmaya başlanıldığına şahit olabilirdiniz.

***

Bir gün (sene 2003 yanlış hatırlamıyorsam) canım çok sıkıldı ve yine kendimi CM 01/02’de buldum. Artık Tsigalko ve benzeri oyuncular sevdasından vazgeçmiş bir bünyeye sahiptim. Öylesine bir Türkiye ligine adım atayım dedim ve Fenerbahçe’yi aldım. Ancak oynanabilir lig olarak sadece Türkiye ligini açmıştım. O dönem oynayanlar bilirler, oyuna başladıktan sonra başka bir oynanabilir lig açma şansınız olmuyordu. Yani istediğiniz ligleri en başta açmanız gerek, yoksa ‘nanay’. Tabii amacım uzun soluklu bir oyun değildi. Şöyle iki el kafa dağıtırım diyordum. Neyse efendim kurdum kadromu, yaptım taktiğimi ve sezona iyi bir başlangıç yaptık. Sessiz sedasız bir Avrupa macerasının ardından sezonu birinci olarak tamamladım. Daha sonraki sene şampiyonlar ligi gruplarından (o zaman şampiyonlar ligi gerçekten zordu, iki kere üst üste gruplara kalıyordunuz) UEFA’ya düştüm ve biraz da şansın da yardımıyla UEFA kupasını kaldırdım. Rastgele açtığım bir oyunda bu tarz bir başarı içerisine girince bir anda CM yine benim odak noktam haline geldi. Yemiyor, içmiyor, uyumuyor, CM oynuyordum. Hem de nasıl oynama! İnanılmaz bir seri içerisindeydim, ilk defa bir Türk takımıyla Avrupa’da bu kadar başarılı oluyordum. Keyfimi ve heyecanımı siz düşünün. 

Fenerbahçe ile üçüncü seneme girdiğimde hız kesmeden yoluma devam ettim. Yine şampiyonlar liginde varlık gösteremedim fakat tekrardan UEFA kupasını almayı bildim. Üstelik bu sefer şansın yardımı olmadan, bileğimin hakkıyla. Tabii Türkiye ligi cepte. Transfer bütçem gün geçtikte daha da büyüyordu ve artık gözümü şampiyonlar ligi kupasına dikmiştim. Devlerin kaldırdığı o kupayı ben de kaldıracaktım. Kararlıydım, azimliydim. Dördüncü sezon öncesi bir-iki yaşı gelmiş ancak zeki yıldız oyuncu transfer ettim. İyi bir sezon öncesi kampı geçirdim ve artık hazırdım. “Bekle beni şampiyonlar ligi kupası ben geliyorum!” kıvamındaydım. Nitekim sezon başladı ve biz yine bomba bir giriş yaptık. Türkiye’de rakip tanımıyordum zaten, fakat Avrupa’da da beklediğimden iyi bir dikiş tutturduk. Önce ilk grubu lider olarak geride bıraktım. Sonrasında daha ağır topların katıldığı ikinci gruptan ikinci olarak çıkmayı başardım. Çeyrek final, yarı final derken, bir baktım ki finale kalmışım. Üstelik Bayern Münich ile. Tamam, Bayern kötü bir takım değil, ancak o dönemki diğer devler arasında Bayern ile final eşleşmesine kalmak benim açımdan oldukça umut vadediyordu. 

Türkiye liginde dört kere üst üste şampiyonluğumu ilan etmenin ardından gözlerimi Bayern maçına çevirdim. Benim açımdan beklenen an gelmişti. Henüz 16 yaşındaydım fakat ülkemize şampiyonlar ligi kupasını getirecek ilk teknik direktör olma heyecanını yaşıyordum.

Ve sonunda beklenen an geldi, maç başladı. 

Peki ne mi oldu?

Yenildim.

2-0.

Alıntı
Gönderildi : 23 Ağustos 2016 05:37
Paylaş: